ÜMİT KANTARCILAR RÖPORTAJI

E: Bize biraz kendinden bahseder misin? Nasıl başladı oyunculuk serüvenin?

Ümit Kantarcılar: İlkokulda tanıştım aslında yaptığımız küçük müsamereler, gösteriler benim o yaşta ne yapmak istediğime karar vermeme sebep oldu. Sonra tüm okul tiyatrolarında yer aldım, belediye tiyatrosunda sahneye çıktım ve lise bittikten sonra artık bu mesleği profesyonel olarak yapmak istediğimden emin olduğum için  konservatuar sınavlarında girdim. Konservatuara girdikten sonra başlıyor asıl macera aslında bizim sektörde ama özet geçersek hayatım boyunca oyuncu olmak istedim, bunun için yapmam gereken ne varsa, almam gereken eğitimler de dahil üzerime düşen her şeyi yapmak için çok çalıştım, adım adım bugüne kadar geldim diyebilirim.

E: İlk oyunculuk deneyiminde neler hissettin?

Ümit Kantarcılar: Çok heyecanlıydım zaten bizi mesleğe bağlayan şey bu heyecan oluyor. 7 yaşında başlayan bu kalp ritmi 15 yıldır aynı şekilde kendini koruyor. Hala kamera kayda girdiğinde veya tiyatro sahnesinde antre alıyor olsam o 7 yaşındaki çocuğun heyecanı geliyor. Çok şükür hayalini kurduğum mesleği icra ediyorum.

 

E: Dizi, sinema, tiyatro oyunculuğundan sadece birini seçecek olsan hangisi olurdu? Neden?

Ümit Kantarcılar: Bunu kategorize etmiyorum. Oyuncuyum ben, alan bulabildiğim sanat yapabildiğim, performans gösterebileceğim her yer benim işim ve iş yerim. Nasıl bir marangoz sehpa, masa ya da sandalye yapmayı ayırmıyorsa bizim de bunu ayrıştırmamamız lazım. Seyirciyle buluştuğumuz ve insanlara dokunduğumuz her platform aynıdır. Tabii ki tiyatro daha canlı, reaksiyonu hemen alabildiğiniz, alkışı canlı canlı duyabildiğiniz, heyecanı ve tansiyonu daha yüksek bir sanat dalı fakat diğer mecralar asla üvey değildir…

E: Hayatını bir film haline getirsen adı ne olurdu?

Ümit Kantarcılar: Hayata zaman ver.

 

E: İlginç bir hobin var mı?

Ümit Kantarcılar: Play-station oynamayı seviyorum, denizde vakit geçirmeyi seviyorum kafamı dağıtacak, arkadaşlarımla vakit geçirdiğim etkinliklerden zevk alıyorum ama ilginç mi derseniz çok ilginç bir hobim yok sanırım 🙂

E: Seni en çok ne korkutur?

Ümit Kantarcılar: Yalnızlık. Paylaşamadığım, konuşamadığım, anlatamadığım ve dinleyemediğim bir hayat beni çok korkutuyor. Şükür ki sevdiğim insanlarla dolu, derdimi, tasamı, sevincimi paylaşabildiğim çok güzel insanlarla çevreli bir hayatım var…

 

E: Bir kadından hoşlandığını nasıl belli edersin?

Ümit Kantarcılar: Hoşlandığım ve sevdiğim kadınlara sanırım başka bakıyorum. Onlar bunu hissediyor galiba.  Sorunun direkt muhatabı ben değilim sanırım 🙂

E: Aldatılsan affeder misin?

Ümit Kantarcılar: Bu hazmetmesi çok zor bir durum, insanız elbet hata yapmak hepimiz için ama bazı hatalar affedilmez gibi. Aldatmak daha çok bir seçenek gibi geliyor bana ve herkes seçimini yaptıysa yolumuza bakmamız gerekiyor.

E: Hiç hoşlanmadığın insan tipleri nelerdir?

Ümit Kantarcılar: Her cümlesine ‘ Ben’ ile başlayan insanlara tahammülüm yok. Her şeyi sen bilemezsin, her şeyle ilgili bir anın ve anektodun olamaz bu tarz insanlar çok sinirlendiriyor beni. İnsan ‘bilmiyorum’ diyebilen bir varlık olmalı, her an her saniye öğreniyorum diyebilir miyiz? ‘Bilmiyorum’ demek çok erdemli bir laf, öğrenmeye açığım demektir, gel gör ki yaşadığım coğrafyada be yazık ki henüz bilmeyene rastlamadım:)

 

E: Oyunculuk alanında kendini geliştirmek isteyenlere ne tür önerilerde bulunursun?

Ümit Kantarcılar: Bu sadece oyunculukla ilgili değil. İnsan kendini her konuda geliştirmeli diye düşünüyorum. Eğer insan kendini geliştirirse ilgi duyduğu alan da gelişebilir. Okuyan araştıran merak eden güncel kalan ve kendinden sonra gelen jenerasyona kulak veren insan kendini hep ileri taşır. Oyunculuk yapan birisi bunun daha da fazlasını yapmalı bence. İnsanlara ulaşabilmek, onlarla empati yapmak ve bir karaktere hayat vermek için gözlem yapmak, çok okumak, dünyada neler olup bittiğini takip etmek, araştırmak, izlemek, gündemi bilmek, yorumlamak ve her şeyden önemlisi kendi fikrini oluşturmak bence çok önemli ve değerli şeyler.

Fotoğraf: Ayhan Erden
Styling: Seda Solmaz
Makyaj: Mesut Özuzun
Fotoğraf Asistanı: Yılmaz Biçer
Styling Asistanı: Eren Yüce
Röportaj: Akın Özışık
Mekan: So What Agency