MODA DÜNYASINDA MİNİMALİZM..

1960’larda ortalığı kasıp kavuran bir sanat akımı olarak çıkan minimalizm, birden fazla alana ilham vererek zamanla hayatın her alanına nüfus ederek yayılmaya başladı. Günümüze kadar gelerek etkisini 21.yy’da sürdürmeye tüm hızıyla devam ediyor. Minimalizm; aldığınız dekorasyon malzemelerinden tutun da yaşantınızın birçok alanında sizi etkisi altına alan bir nev-i ‘sadeleşme’ sanatı da diyebiliriz.

Yalınlıktan beslenen minimalist yaklaşımın, yaşam stilinin size uygun olup olmadığına karar vererek başlamanızı tavsiye ederiz. Zira herkese hitap etmediği bir gerçek. Ancak hayatınızı büyük ölçüde farklılaştırıp, değiştirdiği ve hatta nefes aldırtan bir uygulama, bir yaşam stili olduğunu söyleyebiliriz.

Moda dünyasında geçmişten günümüze bakacak olursak;

Dilara İpek Şatır

Coco Chanel, 1957’de ‘modayı hiç ciddiye almayan, kendi kusursuz ve zarif çizgisini takip etmekten vazgeçmeyen ve modanın bir gün gelip ona döneceğine kesin olarak inanan bir tasarımcıydı. Coco Chanel kusursuz kadın kıyafetleri tasarlamış, erkeksi kıyafetler giymiş, kısa saç kesimini tercih etmiş ve bronzlaşmanın çalışan sınıfların sembolü olarak gördüğü bir dönemde bronz tene dikkat çekmiştir. Modernlik ve konfor Chanel’e doğal geldi. Klasik Chanel kıyafetinin (yakasız, basit kesimli, örgü ve şeritlerle tutturulmuş ve elbise kenarına ihtiyatlı bir şekilde zincir dikilmiş takım) yirminci yüzyılın her bir hareketini aşmasının nedeni buydu. Chanel takımı, genellikle başka aksesuarlarla tamamlandı. Örnek verecek olursak; altın zincir, müflonlu omuz çantası, fildişi hafif ayakkabılar ve o vazgeçilmez takımlarla modaya yön verdiğini söyleyebiliriz.

Belirtildiği gibi son derece hırslı, çalışkan, iddia sahibi bir kadın olan Coco Chanel, kendi moda evini kendi yönetirdi. Tüm tasarımları kendi elinde şekillenir, tüm kumaş, renk, form şekilleri kendisine aittir. Chanel efsanesini Justine Picardie, modanın gerçek kalbini gözler önüne seren Gabrielle Chanel’in efsanesi ve hayatını anlatan kitabında Coco Chanel’in kendine nasıl güçlü bir duruş yarattığını gösterişli duruşundaki şıklığı, zarifliği tasarımlarında kendini gösterdiğinden bahsetmiştir.

Coco Chanel’in bu tutumu Chanel markasını bugünlere kadar taşıyan tutarlılığı ve tasarımlarındaki devamlılıkla sürdürmüştür. Diğer bir yandan ise, çizmiş olduğu Chanel kadını imajının günümüzde de etkilerinin hissedilmesi aslında minimalizmdeki tutarlılık ve bütünlüklük kavramlarıyla aynı tutum ve felsefeyi içerdiğini söyleyebiliriz. Bu da bir markayı vazgeçilmez kılan büyük bir başarı. Çünkü bir markayı marka yapan aslında ‘çizgisi, tavrı ve duruşudur’ Ve geneline bakacak olursak bunların hepsi aslında bir bütün. Bu bütünü oluşturan ise markanın yaratmak istediği kimlik. Coco Chanel gibi dünyaca ünü olan bir efsanevi tasarımcının ise; minimalizm felsefesine oldukça yakın olduğunu söylemek mümkün.

Günümüzdeki başarılı tasarımcılara bakacak olursak;

    Jil Sander, Tom Ford, Helmut Lang, Shirin Guild ve Martin Margiela olarak karşımıza çıkar. Tom Ford Amerika doğumlu , İtalyan lüks ürün markası Gucci’nin kreatif direktörü olarak çalıştığı süre boyunca baş yönetici Domenico de Sole ile birlikte, 1990’lardaki lüks modasının kültürünü yansıtmış ve şekillendirmiştir. Gucci, dönemin en arzulanan markası olmayı amaçlamıştır. Ford, pazarlama ve reklam konusunda öngörülü bir yaklaşımla beraber, tutarlı ve sıkı şekilde düzenlenmiş bir tasarım politikası izlemiştir. Bu da, zayıf markalarını yeniden canlandırmak ve yeni pazar payı kazanmak isteyen diğer markalar için bir örnek oluşturmuştur. Gucci’de bu strateji, markanın editöryel içeriğe eşlik eden kampanya görsellerin ve markanın kendine özgü ve kolayca ayırt edilebilen logosu olan çift G harfinin kullanımını içermiştir. Jil Sander’ın tasarımları için “ sadelikteki zarafet” deyimi kullanılmıştır. Beyaz bir gömleğin üzerindeki siyah bir ceket ya da spagetti askılı ince gece elbisesi bu deyimin karşılığını bizlere vermiştir. 90’lı yıllarda minimalizm akımında altın çağını yaşayan tasarımcı; tarzından ödün vermeden küçük dokunuşlarla zamanın dinamiğine uyduğu öngörülüne bilinir.

Avusturyalı tasarımcı Helmut Lang , 1977 yılında Viyana’daki ısmarlama giysi atölyesinde, lüks monokrom kumaşlarla bunların antitezi niteliğindeki keskin hatlı sentetiklerin bir arada kullanıldığı heykelsi kesimli sade siluet geliştirerek kadın ve erkek giyimine modernist bir yaklaşım getirmiştir. Lang’ ın sunduğu şehirli görünüm, opak ve transparan, mat ve parlak gibi kontrast dokulardan oluşan ve üste oturan katmanlar ile kadın ve erkek giyiminde kullanılan farklı kumaşların bir araya geldiği bacakları dar kesimli pantolon takımlar içermiştir.

Hem moda dünyasında hem de sanat ve mimari alanında minimalizmin önemi ve değeri çok fazla. Az çoktur felsefesini benimseyip hayatına uyarlayanların sayısı ise gün geçtikçe fazlalaşıyor. Ev dekorasyonundan, seçmiş olduğunuz ev objelerine ve kıyafetlerinizden  düşünce yapınıza kadar ve hatta iş hayatımızı da dahil ederek bu felsefeyi uygulamaya geçirebilirseniz eğer hayatınızın çok büyük ölçüde değiştiğini ve farklılaştığını göreceksiniz.

Ünlü İtalyan ressam Leonardo da Vinci’nin dediği gibi; ‘Simplicity is the ultimate sophistication

’ ‘Sadelik, nihai bir sofistike’

Stay safe!