EVRİM DOĞAN RÖPORTAJI

E: Sen çal kapımı dizisi ile son dönemde severek izlediğimiz bir yapımda yer alıyorsun? Biraz senden dinleyelim mi?

Evrim Doğan: Sen çal kapımı senaryosunu ilk okuduğumda renkli karakterlerle bezenmiş, eğlenceli komik ve yaşayan, samimi bir aşk  hikayesi olduğunu düşünmüştüm… Biliyoruz ki bu tek başına pek bişey ifade etmiyor. Oyuncular ve kamera arkası da bu hikayeyi güçlendirmeliydi… Yapımcımız Asena öyle güzel bir ekip kurdu ki ilk okuma provamızda oyuncuların karakterler için seçilmiş kaftan olduğunu anladım. Bir aşk hikayesi anlatacaksak tabiki bu aşk hikayesinde başrollerimiz en önemlisiydi. Kerem ve Hande inanılmaz bir uyum sağladı. Böylesini hiç birimiz tahmin edemezdik. Hem yetenekli hem de güzeller ve onları izlemeye doyamadık… İyi ki onlar olmuş kahramanlarımız…  İlk bölümlerde bizimle birlikte olan Ender Mıhlar ve sonrasında bayrağı teslim alan canım hocam setimizin neşe ve enerji kaynağı Altan Dönmez gerçek bir dünya kurdular. Atmosferimiz de tamamdı. Geriye seyircimiz kalıyordu. Onlar da bu işe en az bizim kadar sahip çıktılar. Dünyanın dört bir yanından fanlarımız bizi başından itibaren hiç yalnız bırakmadılar. Bize de bu güzel dünyanın tadını çıkarmak kaldı.

 

E: Bir günün nasıl geçer?

Evrim Doğan: Bu aralar günüm aslında keyifsiz geçiyor. Yanan ciğerlerimize ve elimizden hiçbir şey gelmemesine çok üzülüyorum. Bu aralar gündemim bu. Umarım en kısa zamanda daha güzel ve keyifli şeylerden bahsedeceğimiz günler gelir. Yorulduk. Tamam yetti çünkü. Onun dışında günüm daha çok sette geçiyor. Çalışıyorum… Spora tekrar başlamam lazım diye, aileme, sevdiklerime ve kendime daha fazla zaman ayırmalıyım diye diye de yapamadıklarımı düşünmekle…

E: Moda ile aran nasıldır? Güzellik ritüellerin var mı ?

Evrim Doğan: Modayla aram var mı yok mu inanın hiç bilmiyorum. Bazen genellikle de mevsim geçişlerinde gaza geliyorum, biraz geziniyorum, hangi renkler kullanılıyor, bakıyorum, tarzları ineceliyorum ama pek kendi üzerimde uygulayabildiğimi düşünmüyorum, yine dönüp dolaşıp rahat pantolonlar,  elbiseler, spor ayakkabılar, basic t-shirt ler tercih ediyorun. Bazen sevdiğim bir parça varsa uzuun bir süre forma gibi giyebiliyorum… Cildime iyi bakmaya çalışıyorum. Temiz tutuyorum.makyajla asla uyumuyorum. Dermokozmetik ürünleri kullamaya özen gösteriyorum. Son zamanlarda yüz yogasını öğrenmeye çalışıyorum. Geç bile kaldım belki.

 

E: Senin için oyunculuk?

Evrim Doğan: İnsan bilimi. Onun duygularını , hislerini anlama sanatı ve tabiki çocukluktan itibaren oyun oynama halidir oyunculuk. Oyuncunun bir hikayesi vardır. Yalan veya değil farketmez. Oyuncunun işi de bu hikayeyi seyirciye anlatarak inandırmaya çalışmaktır.

 

E: Hayatta olmazsa olmazların var mı?

Evrim Doğan: Hepimizin olmazsa olmazı dünya olmalı. Elimizden kayıp gidiyor ve onu bu hale biz getirdik. Maalesef.. Dünya şimdi de kendine yeni bir yol arıyor… Ve bu arayışta insana tanıyacağı şansın az olduğunu düşünüyorum. Dünyayı herşeyiyle bizim sandık, hırpaladık, yanlışlar yaptık. Olmazsa olmazımız, bu hala göz göre göre devam ettiğimiz yanlışlarımızdan vazgeçmek olmalı. Küresel ısınmayla ilgili çabamız bizim olmazsa olmazımız olmalı. Hatta tek gündemimiz bu konu olmalı.

 

E: Seni daha yakından tanımak istesek kendini nasıl ifade edersin?

Evrim Doğan: Evrim Ankara da doğdu, sonra üniversite okumak için Eskişehir e gitti, turizm okurken  tiyatro topluluğuna katıldı ve turizmi bitirdiktan sonra özel yetenek sınavıyla konservatuvarı kazandı. Hayatımın en güzel dört yılı. Eskişehir e bayılıyorudum, çevrem değişmiş , büyüdüğümü hissediyordum ve çok eğleniyordum. Mezun olduktan sonrası tamamen bir süreli kabus… İş yok, para yok ve bir dünya hayal kırıklığı. İstanbul’a geliş ayakta durmak için extra extra çaba, ama asla pes etmeden mesleğin için direnme, yapma gayreti… Şimdi sanırım tüm emeklerimin karşılığını alma vakti… Evrim bunu fazlasıyla haketti.

 

E: Sence aşk?

Aşk dopamin, serotonin  hormonlarını aktif bir şekilde salgılamaktır. Yani mutluluktur. Bağlılık duygusudur. Bi yerde okumuştum. Aslında aşık olduğumuzda beyin gün içinde serotonin salgılamayı azaltırmış taki aşık olduğunu görene kadar. Yani serotonini idareli kullanıp aşık olduğu insanın yanında kullanmak için beklermiş.. Bir de oksitosin diye bir hormon var ki o da bağlılığı, sadakati, sevgiyi besler… Yani bu tatlış hormonlarımız bizim aşık olmamızı sağlayan, sosyalleşmemizi, mutluluğumuzu arttıran bizi ayakta tutan biriciklerimizdir. Yani aşksız olmaz.

 

Fotoğraf: Emre Yunusoğlu
Styling: Gökçe Kerimoğlu
Saç-makyaj: Kardelen Karaytu