DENİZ TANSEL ÖNGEL #güçlükadınlar RÖPORTAJI

E: Konservatuara başlamaya seni yönlendiren şey neydi? Peki ya oyuncu olmaya nasıl karar verdin?

Deniz Tansel Öngel: Oyun oynamayı çok seven bir çocuktum. Hayali kahramanlarım, sevimli çocukca yalanlarım vardı. Her hafta, bazen her gün, bazen de aynı günün içinde yeni bir meslek seçiyordum ve bu mesleği yapacağıma o kadar inanıyordum ki, görenler şaşırır. Pilot, itfaiyeci, aşçı, hakim, veteriner, operatör doktor, çöpçü, bilim insanı vs. liste böyle uzar gider.  Aşçı mı oldum, enfes yemekler yapıyordum (tahmin edeceğiniz gibi mutfaktan alınan tabağa jülyen doğranmış kağıtlar üstüne, oyun çamurundan özenle doğranmış fasulyeli, kırılmış başka plastik oyuncaklardan karışık bir sote, akvaryumdan çaktırmadan koparılan bitkiyle süslenmiş enfes bir öğün) sadece müşterilere değil, evsizlere, sokak hayvanlarına, yoksul mahallelere gidip kamyon arkasında yemek dağıtıyordum. İtfaiyeci miyim? Evde yangında mahsur kalan hem güzel kızı, hem de köpeği cesaretle kurtarıp, yangına sebep olan nedeni bulup çıkartıp, hop hemen dedektif olup, uzun araştırmalardan sonra sabotaj yapan yan mahallenin (yaşı benden büyük) çete başını tutuklayıp, hop polis oldum, hemen yargılayıp hop hakim olarak içeri atıyordum hop gardiyana dönüşüp ona babacan bir tavırla hayatı ve özellikle bizim mahalleye bulaşmaması gerektiğini anlatıyordum. Oyunlar böyle olunca ortaokul sondan itibaren tiyatro merakı giderek içimi zorlayan bir rüyaya dönüştü. Lise yıllarımda ilk kez sahneye çıktım ve başka bir meslek yapmanın benim için çok anlamsız olacağını anladım. Evet aynı anda ODTÜ’de uzay fiziği profesörü, olmadı arkeolog, antropoloji uzmanı olmayı da şiddetle istiyordum fakat hiçbiri herhangi bir şekilde işini bitirir bitirmez alkışlanmıyordu. Ankara’da büyüyen bir çocuk olarak tiyatrocu olmanın en iyi yolu, konservatuvarda eğitim almak ya da özel tiyatroların kurslarına gitmekti. Başka hiçbir tercih yapmadan sadece okuduğum okulun, Ankara Devlet Konservatuvarının sınavına girdim ve kazandım. Her anlamda doya doya bir öğrencilik yaşadım ve oradan mezun oldum.

E:  Tiyatro, televizyon ve sinema sıralamasında en çok hangisinin içinde yer almaktan keyif alıyorsun?

Deniz Tansel Öngel: Hepsi ayrı keyifli. Yazar, hikâye, rol, çalıştığın yönetmen ve bir arada olduğun meslektaşların çok önemli. Televizyonda da, sinema perdesinde de, sahnede de olmaya bayılıyorum. Birisi olmazsa diğeriyle oyun oynama açlığımı gidermeye çalışıyorum. Biri diğerinden daha kıymetli ya da daha az kıymetli değil.

E:  Oynadığın rollerde kendinden bir şey bulduğun bir karakter oldu mu?

Deniz Tansel Öngel: İnsanın içinde her duygu var. Bazı duyguları törpüleyip, kontrol altına alıp bazılarını cilalayıp parlatıyor ve böylece görünen bizi yaratıyoruz. Oynadığım her rolde kendimden bir şey buluyorum ve bu da bir oyun gibi. Hangi özelliklerimiz birbirine yakın, hangisi uzak, nerede hangi konularda uzlaşıyoruz, nerelerde ayrılıyoruz. Ama bu rolü çıkartmaya çalışırken ilk aşamada düşündüğüm şeyler. Bir süre sonra bana benzeyen ya da benzemeyen yönleriyle o rol olmayı ve rolde akmayı istiyorum. Bu yüzden rolle benzerlik bir süre sonra geçerliğini yitiriyor ya da yitirmeli, inşallah bundan sonra da yitirir.

E:  Asla oynamam dediğin bir rol oldu mu?

Deniz Tansel Öngel: İnsanlığa zulüm yapanları olumlayan, temize çıkartan, zalimliği yücelten, hakikati çarpıtan hikayelerdeki en şaşaalı rolleri bile oynamak istemem, sanırım oynayamam da. Onun dışında asla oynamam dediğim bir rol hiç olmadı.

E:  Moda ile aran nasıl? Bunun yanında bakımlı bir erkek misin?

Deniz Tansel Öngel: Moda benim için çok bir yere koyamadığım ciddi, saygın bir alan. Ama trendler neye göre belirlenir, nasıl olur da, dünyanın çoğunun giysi fabrikalarından, merdiven altı tezgâhlarına, o yıl ve birkaç yıllar dar paça pantolon hararetle yapılıp tüm dünya mağazalarından, semt pazarlarına dağıtılır, işte bu acayip bir gerçek. Uzun yıllar “İstediğimi giyerim! Moda budur!” kafasında takıldım. Şükürler olsun ki değişime ve daha önemlisi gelişime kapalı değilim. Hayatıma giren çok zevkli bir kadın sayesinde moda ile olmayan bağım kurulmaya başladı. Bu çok şey öğrendiğim kadın Neşe. Neyse Neşe beni bir giysinin, ben dışarıdan sevmesem de üzerimde duruşunun, kendi seçtiğim tarzdaki giysilerden daha iyi olabileceğini, giydirip bana ve üstümdekine aynada baktırıp, dışarıdaki başka insanların giydiklerime verdikleri tepkileri bana gösterip, bilimsel olarak beni ikna etti. Ben de tüm dolabımı onunla değiştirdim ve sürekli yeniliyoruz. Bakımlı olmaya gelince, bakımlı olmanın dereceleri var, metroseksüel olduğum söylenemez ama uzun tırnak, uzamış ense kıllarıyla da dolaşmam. Obsesif bir bakımlılık tarzım yok ama obsesif şekilde bakımsızlık takıntım da yok.

E:  Senin için Aşk tanımı nedir?

Deniz Tansel Öngel: Aşk tanımı olur mu? O tanımlanamadığı için edebiyattan, sinemaya, tiyatrodan, dansa, operadan, pop müziğe varıncaya kadar, tek bir alanda bile araştırmaya, bilmeye ömürler yetmeyecek bir birikim var. Aşkın tanımı olmaz, sadece en yakın tarifleri olur. Kelimelerle anlatılamayacak bir akıştır o. İlahidir ve senin o ilahi olanı keşfetmen için insan suretinde sana görünür. Her yerdedir, baktığın her yerde. Bu aşkın duygusu, öğrenilmez ama bilinir. Biri aşık olmayı öğrenemez sadece aşkı görmezden gelmeye alışabilir. Eğer kendimi tutmazsam saatlerce anlatabilirim. o yüzden anlayan anlar deyip keseyim. 🙂

E:  Mutfakla aran nasıl? Yemek yapmayı mı yoksa yemek yemeyi mi seversin?

Deniz Tansel Öngel: Mutfakla aram çok iyi. Kendi yemeğini kendi yapan ve sevdikleriyle paylaşan biriyim. Sofra çok önemli, paylaşmak, anlaşmak, neşelenmek için. Bir yaptığımı tekrar yapmam için, ısrar ve daha önemlisi yiyen kişinin yüzünde oluşan ifadenin mutluluk dolu olması gerekiyor. Yemek mutlu etmiyorsa sadece doymak içindir. Sadece doymak da çok önemli ama yine de buna minik dokunuşlar her koşulda mümkün. Ben yaptığım yemekleri tatmayı, ama daha önemlisi başkasının bu yemekleri zevkle yemesini seviyorum. Birisiyle paylaşmayacaksak yemek yapmak da pek anlamlı gelmiyor yani.

E:  Yaşamında seni güçlü hissettiren şeyler nelerdir?

Deniz Tansel Öngel: Yaşamımda beni güçlü hissettiren şey önce aşk. Baktığım her yerde gördüğüm, içinde olduğumu her an hissettiğim, mucizelerine şahit olduğum aşk en büyük güç, kudrettir. Özgürlük hissim, ait olduğum ve bunu seçtiğim ailem. Hakikati arama cesaretim, yargılamadan, uzaklaşmadan, beklentisiz olma hali, tanrısal ümidi ruhumun bir organı gibi geliştirme yolum. Yolum benim gücümdür.

E:  Bu ay dergimizin moodu #güçlükadınlar, bu konuda bize ne söylemek istersin?

Deniz Tansel Öngel: Güçlü kadınlardan olmak için bence güce takılmamak lazım. Kadın doğuştan çok güçlü zaten. Doğuştan çok özgür, doğurgan bir yaratıcı olduğu gibi. Güçlü olan kadınlar benim için tıpkı güçlü olan her insan gibi hırs değil azim, kıskançlık değil imrenme, başarma değil yapma prensipleriyle hareket edenler. Onlardan çok tanıyorum ama içlerinden biriyle birlikteyim. Her an bunu hissetmek ve yaşamak çok güzel. Çünkü potansiyelini bilip kendini iyiye yönlendirmek günün koşullarında tebrik edilesi bir şey. Bu yüzden tabiri caizse “dark side” da olmadan gücünü yaşayan kadın en ideal olanı.

Deniz Tansel Öngel’i takip etmek isterseniz Instagram hesabı: deniztanselongel
Fotoğraf : Tunca Sarışen 
Styling : Murad Valiyev 
Makyaj : Mesut Özuzun 
Makyaj Asistanı : Burak Mert Aydın 
Video : Yunus Emre Barut 
Video Asistanı : Atacan Aydın 
Mekan : @motto11production
Menajerlik : Neşe Çakır  
Röportaj : Akın Özışık